Havacılık ve savunma sanayii genelinde, güvenlik iznine sahip mühendisler uzun yıllar boyunca devlet destekli projeleri kariyer istikrarının zirvesi olarak gördü. Ancak bu denge hızla değişiyor ve bunun etkilerini ekiplerinizde hissetmeye başlamış olabilirsiniz.

Bugün savunma sistemlerini ayakta tutan yapay zekâ, veri bilimi ve ileri hesaplama yetkinlikleri; aynı zamanda küresel teknoloji şirketlerinin de en çok aradığı beceriler arasında. Üstelik bu şirketler başvuru beklemiyor. Sektörünüzdeki en iyi yetenekleri aktif olarak hedefliyorlar. Rekabet artık sadece başka bir savunma yüklenicisiyle değil, sektörler arası bir mücadeleye dönüşmüş durumda.

güvenlik iznine sahip yetenekler için yeni rekabet

Savunma projeleri, karmaşık sistemleri, uyum gerekliliklerini ve güvenli çalışma ortamlarını bilen son derece uzman mühendisler gerektirir. Ancak tam da bu yetkinliklere sahip profesyoneller, bugün hız, özerklik ve ileri teknolojiyle şekillenen özel sektör fırsatlarıyla karşı karşıya.

McKinsey gibi danışmanlık firmalarının havacılık ve savunma iş gücüne dair araştırmaları dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Beklenenin aksine, işten çıkarılan teknoloji çalışanları savunma sektörüne yönelmek yerine; güvenlik iznine sahip savunma mühendisleri özel sektör teknoloji şirketlerine geçiş yapıyor. Bunun nedeni ise bu şirketlerin sunduğu çeviklik, kültür ve inovasyon hızı.

Bu durum yalnızca bir yetenek hareketliliği değil; savunma sektörünün yetenek havuzu için doğrudan bir risk anlamına geliyor.

bürokrasi içinde yavaşlayan hız

Pek çok savunma programı hâlâ eski sistemler, uzun onay süreçleri ve katı iş akışlarıyla ilerliyor. Güvenlik gereklilikleri ve tedarik süreçleri nedeniyle bazı yazılım ve donanımlar güncelliğini koruyamıyor. Hızlı deneme, geri bildirim ve somut çıktı görmek isteyen mühendisler için bu ortam zamanla kısıtlayıcı hale geliyor.

Özel sektör teknoloji şirketlerinde ise fikirler haftalar içinde test ediliyor ve hayata geçiriliyor. Bu hızlı geri bildirim döngüsü, mühendislerin motivasyonunu ve yaratıcılığını besliyor. PwC’nin savunma iş gücüne dair raporları da sektör kültürünün bu dönüşüme ayak uydurmakta zorlandığını gösteriyor.

modern beklentilere uygun ücret ve yan haklar

Savunma sektörünün sunduğu istikrar ve amaç duygusu hâlâ güçlü olsa da, özel sektör teknoloji şirketleri günümüz iş gücünün beklentilerine uygun paketler sunuyor. Rekabetçi maaşlar, hisse opsiyonları, esnek çalışma modelleri, ücretli izinler ve esenlik destekleri artık “ekstra” değil, standart olarak görülüyor.

2023’te Havacılık Sanayii Derneği’ne (AIA) üye şirketlerde çalışan devir oranı yaklaşık %13’e ulaştı. Bu oran, yalnızca ücretleri değil; çalışanların kendilerini ne kadar değerli hissettiklerini de yansıtıyor. Mühendisler, bürokratik engeller ile gelişim ve denge sunan ortamlar arasında seçim yapıyor.

sınıflandırılmamış, görünür teknolojilerde çalışma isteği

Özel sektör, küresel ölçekte ses getiren teknolojiler üzerinde çalışma fırsatı sunuyor. Otonom sistemler ya da kullanıcı odaklı yapay zekâ çözümleri geliştirmek; kapalı güvenli alanlar ve sınıflandırma kısıtları olmadan çalışabilmek birçok mühendis için cazip.

Savunma projelerinde yapılan işler son derece kritik olsa da, çoğu zaman kamuoyuna açık şekilde paylaşılmıyor. Bu görünürlük eksikliği, özellikle kariyerinin başındaki yetenekli mühendisleri özel sektöre yönlendirebiliyor.

Burada farkı yaratan unsur, görünürlükten çok amaç olmalı. Liderlerin; inovasyonu, görev etkisini ve ulusal katkıyı net şekilde anlatması, sınıflandırılmış ortamlarda bile güçlü bir işveren markası yaratabilir.

başvuru beklemek artık yeterli değil

Güvenlik izninin yetenekleri sektöre bağlı tutacağı varsayımı artık geçerliliğini yitiriyor. AIA’nın 2025 iş gücü araştırmasına göre, havacılık ve savunmadan teknoloji sektörüne geçişler, ters yöndeki geçişlerin iki katı hızla gerçekleşiyor.

Anlamlı kariyer yolları sunulmadığında, en bağlı mühendisler bile yeni fırsatlara açık hale geliyor. Pasif işe alım stratejileri artık yeterli değil. En iyi yetenekler iş aramıyor; onlara daha iyi teklifler sunuluyor.

Proaktif bir savunma işe alım stratejisi; pozisyon açılmadan önce ilişki kurmayı, teknoloji sektörünün çevikliğine yakın kariyer yolları tasarlamayı ve projeleri yalnızca bir görev değil, bir gelişim fırsatı olarak konumlandırmayı gerektiriyor.

İnsanı merkeze alan stratejik bir yaklaşımla, bugünün ekiplerini güçlendirebilir ve yarının görevlerine güvenle hazırlanabilirsiniz.

yazar hakkında

Lars E. Jacobsen

Global VP, Uzmanlık Alanları

Lars, uzmanlık alanları ve yönetim konusundaki deneyimini kullanarak küresel ölçekte operasyonel kaliteyi geliştirmeye odaklanmaktadır. Global Uzmanlıklar Başkan Yardımcısı (VP) olarak, farklı uluslararası pazarlarda büyümeyi destekleyen ve iş mükemmeliyetini merkeze alan, ihtiyaca özel işe alım ve İK çözümleri tasarlamaktadır.